
| BİRKAÇ SÖZLE BAZI DEĞERLENDİRMELER -2- |
| Oyhan Hasan BILDIRKİ |
| Ölçüsü sekizli olan mânilerde de bir ağırlık, bir burukluk var. Yedili mânilerde gördüğümüz kıvraklık ve söyleyiş kolaylığı bu mânilerde görülmüyor. Bu durum, şüphesiz kullanılan ölçüden ileri geliyor.
Halkın tutup benimsediği ve çok sevdiği bu tarz, bizim türkülerimize etki götürmüştür. “Uyan Ali’m, nazlı yârim” türküsünün kavuştağı, aslında bir mâniden başka nedir? Okuyunca bunu siz de göreceksiniz. Anbarın kolundayım Yaylanın yolundayım Anne bana dokunma Ben yârin yolundayım Uyan Ali’m, nazlı yârim (Kastamonu) Aydın’da çok sevilen ve daima söylene gelen “Yörük Ali” türküsünün bentleri de mâni tarzında kafiyelenmiştir. Cepkenimin kolları Parıldıyor pulları Yörük Ali geliyor Açıl Aydın yolları Mâni tarzını, onun halk tarafından çok beğenilmesini, her toplulukta söylenmesini dikkate alan divan şairleri de, yazdıkları “tuyug” veya “rubâî”lerde kendilerine örnek almışlardır. XIV. Yüzyıl şairlerinden Kadı Burhaneddin’in başlattığı tuyuğ’un mâniden farkı, sadece veznindedir. Tuyuğ olsun, rubâî olsun, bu iki şekilde de kullanılan vezin, aruzdur. Aşağıda tarzın başlatıcısından alınan bir tuyuğ örneği göreceksiniz: Özünü eşşeyh gören serdâr olur Enelhak dâva kılan berdâr olur Er oldur, Hak yoluna baş oynaya Döşekte ölen yiğit murdâr olur XVII. Yüzyıl şairlerinden Azmizâde Hâleti’nin örnek olarak aldığımız rubâî’sinde de, aynı kafiyeleniş tarzını görmekteyiz: Mahzûn oluruz kaçan ki dilşâd olsak Viran kalırız eğer ki âbâd olsak Ol murg-ı cefâperver-i aşkız biz kim Dâme düşeriz kafesten âzâd olsak Yaptığımız derlemeler sonunda, iki bölgenin de mânilerinden çok azının birbirlerine benzediğini gördük. Böyle mâniler, bir bölgeden diğerine, bazı taşıyıcılar tarafından aktarılmış olmalıdır.
Hangileri daha güzel? Konumuz bu değil. Sözün özünü toparlamak istiyorum. Aslında mâniler, her an patlamaya hazır, küçük küçük birer fikir dinamitleridirler. Oyhan Hasan BILDIRKİ | ||||
| |